Sık kullanılanlara ekle
  
   HABERLER
   POLİTİKA KAZANI
   RESMİ TELEFONLAR
  BİRAZ GÜLELİM
  İLETİŞİM
   
   
   
      LİNKLER
     Bergama
 

RESMİ KURUMLAR

Bergama Kaymakamlığı

Bergama Adliyesi

Belediye Başkanlığı

İlçe Emniyet Müdürlüğü

  

OKULLAR

Zübeyde Hanım İ.Ö.Okulu

E.Ü.Bergama M.Y.Okulu

70.Yıl Sağlık Meslek Lisesi

Alirıza Eroğlu İ.Ö.Okulu

Bergama Lisesi

Cumhuriyet Lisesi

Ticaret Meslek Lisesi

 

T.C.NO SORGULAMA

SEÇMEN NO SORGULAMA

 

 GÖZLEM

        ALİ KAYA                

 alikayadikili@yahoo.com.tr

 

    BUGÜN 23 NİSAN… NASIL SEVİN (üzül) MEZ İNSAN!..

 ŞİKÂYETİM VAR!.. MUSTAFA KEMAL’E BU SON MEKTUBUMDUR…

…. Söylev’inin sonunda Cumhuriyeti emanet ettiğin Türk Gençliğine seslenirken, bazı kuşkuların vardı ya hani… Onlar hep gerçek oldu be Gazi Paşam… Cumhuriyet kazanımlarımız bugün öylesine zor günlerden geçiyor ki söylemeğe dilim, yazmaya yüreğim elvermiyor!

“Memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, aynen dediğin gibi aymazlık ve ihanet içindedirler. Kendi kişisel çıkarlarını emperyalistlerin siyasi emelleriyle birleştirerek Cumhuriyetimizin 90 yıllık birikimlerini “babalar gibi” sattılar. Bir babanın mirasyedi çocukları gibi Satmaya da devam ediyorlar.  Yok yıllarında bin bir emekle kurduğun KİT’leri, Telekom’u,elektriği, Bankaları, madenleri, dağları- bayırları, akarsuları, gölleri, ormanları… Ne varsa vatana dair hepsini sattılar Paşam…

Oysa sen, Osmanlı’nın birikmiş borçlarını da ödeyerek üstelik. ne emeklerle kurmuştun Cumhuriyeti. Ülkenin bir karış toprağını, bir tek çakıl taşını satmadan yoktan var etmiştin bu vatanı. Bunlar, borç üstüne borç yükleyip ülkeyi iflasın eşiğine getirdiler, haberin olsun. Cumhuriyet kazanımlarını ulûfe dağıtır gibi ya yandaşlarına peşkeş çektiler, ya da yabancı şirketlere yağmalatmaya bugün de devam ediyorlar. Sata sata bitiremediler vatanı. Duy da inanma diyeceğim, ama ne acıdır ki yazdıklarım aynıyla vaki, aynıyla beyandır Kemal’im, hepsi de gerçek.

Batı’nın tek dişi kalmış canavarları her defasında, Sevr’i yeniden gündeme getirerek, Lozan’da koparamadıklarını birer birer alıyorlar elimizden. Halkımız derin kış uykusuna yatmış. Kaç bahar geldi geçti, gaflet uykusundan bir türlü uyanmıyor hâlâ. Bir kaç kanalla, birkaç gazetenin dışında ne kadar yayın organı varsa, tüm bu olup bitenler karşısında üç maymunları oynuyorlar. Hep sustular bugüne değin. Tüccar medya oluşlarından kaynaklanıyor onların bu suskun korkaklıkları. Bakalım, daha ne kadar sürecek bu aymazlıkları, ne zaman ayılacaklar o gaflet uykusundan, bilmem ki…

 Herkesin, dördüncü güç olarak bildiği basın, -ister inan ister inanma- şimdilerde birilerinin gücü olmuş. Utanmadan hep birlikte saldırıyorlar Cumhuriyetimize ve onun vazgeçilmez değerlerine. Bu nasıl bir sevda, nasıl bir yurt severlik böyle, anlayamadım doğrusu!.. Kurduğun Cumhuriyet için en büyük tehlike olarak işaret buyurduğun “irticayla mücadele etmek”  bile en büyük suç sayıldı günümüzde. Buna sen ne dersin Mustafa Kemal’im, buna sen ne dersin? 

Bu uğurda kaç aydın, general, subay, astsubay, gazeteci, ögrenci, politikacı sorgusuz yargısız içeride çürümeye terk edildi. Sayısını ve içeriye girdikleri tarihi biz bile unuttuk, senin bundan haberin var mı Kemal’im?..

  90 yıllık Ulusal egemenliğimizin şu bayram gününde bile ulusun seçtiği vekilleri hâlâ neyle suçlandıklarını bilmeden Silivri zindanında tutsak edilmişlerse, daha ne söyleyebilirim ki... Atatürk karşıtlığı; “özgürlükten yana, demokrat” olmakla eş anlamda sayıldı günümüzde, bilmiş ol…

 

***

Biz sahip çıkamadık kurduğun Cumhuriyete, koruyamadık eserini… “Bağışla bizi...” demeğe de dilim varmıyor, yüzüm tutmuyor. Böylesi özel günlerde, bayramlarda, 10 Kasımlarda çelenk koyarken anıtına, başımız neden önde dersin? Utanıyoruz senden be aydınlık yüzlüm, inan utanıyoruz!..

“Bir görsen, kara böcüler nasıl da sardı dört bir yanımızı. Önce sokakları, üniversiteleri, sonra da alanları, salonları ve makamları işgal ettiler” desem, bilmem inanır mısın?

80’li yıllardan bu yana “yapay bir sorun” olarak üniversite kapılarını zorlayan türban, bugün ilköğretimin kapısından içeriye, çoktan adımını attı. Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin açmadığı kapıları, bazı işgüzar il ve ilçe eğitim müdürleri açmayı başardı(!) haberin olsun... Özenle getirdiğin “eğitimde bir’lik ilkesi” de “ sizlere ömür” desem, biraz ayıp mı etmiş olurum Gazi Kemal’im…  

Bir delinin kör kuyuya attığı taşı, bugün kırk akıllı çıkarmaya çalışsa da ne taş çıkarılabiliyor, ne de kuyunun üstü kapatılıyor. Oralardan beslenenlerin işlerine öyle geldiği için sürekli gündemde tutuluyor bu örtü. Özlemini duyduğun çağdaşlaşma yerine, türbanla yatıp türbanla kalkıyor ve gericiliğin kör karanlığında debelenip duruyoruz işte…

Yeni bir moda yarattılar bu son yıllarda. Seni sevmeme modası… Humeyni’yi bile senden daha çok seven sıkma başlar, mandacılığı bağımsızlığa tercih edecek kadar da ileri götürdüler işi. Daha on yıl öncesi sana dil uzatmaya cesaret bile edemezken, şimdilerde öylesine şımardılar ki… “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” demiştin ya… Demokrasiyi, gerektiği yerde inilecek bir trene benzetip oyun oynuyorlar halkımızla, inan…

***
Şimdi, ne oldu da seksen yıl sonra kendilerine tanınan bunca haklara karşın, kadınlarımız türbana takılıp kaldılar. Bu ülkenin türbandan başka hiç bir derdi ve sorunu yok mudur Allah aşkına? Çağdaş olmayı hedeflemiş Cumhuriyet Türkiye’sine yakışıyor mu şu yolda, belde, sokakta gördüklerimiz?

Hangi kanalı açsan, çağ dışı kalmış, acayip kılıklı birileri çıkıyor karşına. Bu ülkenin Devrim Yasaları varken, nerede ne giyileceğini yazan kılık kıyafet yönetmelikleri yokmuş gibi, tutturmuşlar; “türban da türban…”

Hiç bir devirde hiç bir zaman, Anadolu kadınının başörtüsü olmamış olan bu acayip kılıkla bugün, sadece başlarını değil, bilimin ve gerçeklerin de üzeri örtülmek istenmektedir.

Sırtında mermi taşıyan Kara Fatmalara, Nene Hatunlara, bebesinin örtüsünü kağnıdaki mermilerin üstüne örten Elif Bacı’ya ne oldu hani?  Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana kendini yurduna adamış, kimliğini ve kişiliğini kanıtlamış o aydınlık yüzlü, çağdaş Türk kadınına ne haller oldu böyle?

İki şey akla geliyor be Gazi Paşam: Ya kendilerine sağladığın bu haklar bol geldi kadınlarımıza, ya da hak etmemişlerdi böyle bir şeyi…

21. yüzyılda bile, çağdaş olabilmeyi, çağın gereği gibi yaşamayı, kadınlığın da ötesinde, ulus olarak hak etmemiş miydik yoksa biz? “Haklar verilmez alınır” der bir büyük sözü. Kadınlarımız demokratik hakları için savaş vermediler ki bu ülkede. Hazır buldular. Belki de bedava buldukları için bilmediler kıymetini, kim bilir…

 Toplum mu yolunu şaşırdı, biz mi yanlış yoldayız, bilemedik. Bir yol göster bize. Gittiğin yerden ses ver, kurtar bizi içine düştüğümüz şu karanlıktan ey aydınlık yüzlüm…

 “Ben özgür birey olarak yaşamak istemiyorum. Birilerinin kulu kölesi olmak benim tercihimdir, ben öyle yaşamak istiyorum. Benim özgürlük anlayışım bu” diye, yıllarca ayak diretmeleri, başka nasıl açıklanabilir ki… Bu geri gidişte en büyük suçlu, her devirde nabza göre şerbet veren oy peşindeki o çirkin politikacılardır. Aslında suçun kendilerinde olduğunu onlar da biliyorlar, ama bilmezden, görmezden geliyorlar işte.

Dört yılda bir önümüze konan tahta sandıklarda oy kullanmayı “demokrasi” olarak bellettiler bize yıllarca. Nasıl sayıldığı bile belli olmayan sonuçlarla iktidara sahip olanlar; kuvvetler ayrımını hiçe sayarak, yüksek yargıyı da kendilerine bağladılar. Bir tek yargı kalmıştı, onu da ele geçirdiler. “Vatana ihanet”ten yüce divanlık öyle suçlar işlediler ki… Bu hesap ne zaman sorulur, kimler sorar bilemem Gazi Paşam, bilemem…

 “Gidiş hiç de iyi değil, tünelin ucunda da bir ışık görünmüyor” desem, şimdi sen bana:     “Bu toprakların kaç bin yıllık köklü bir devlet geleneği vardır, korkmaya gerek yok. Biz ki yedi düvele kafa tutup zalime meydan okumuş bir nesilden geliyoruz. Kanla kurduğumuz bu vatanın, kinle yönetilmesine bu halk izin vermez. Umutsuzluğa yer yok benim güzel yurdumda, karamsar ve kötümser olma” der misin Mustafa Kemal’im, yüreğime biraz olsun su serper misin?..

***

Hani sen: “İktidara sahip olanlar; gaflet ve dalalet, hatta ihanet içinde olabilirler.” demiştin ya Nutkun sonunda… İşte şimdi tam o noktadayız. Her şey işaret buyurduğun gibi… Gelecekten kuşkulanmakta ne denli haklıymışsın. Ülkemizi siyasiler mi, yoksa cemaatler mi yönetiyor, bilemedik. Bırakıp gittiğin noktadan çok daha gerilere düştük, inan... Bu noktaya gelmemizde, ulusça suçumuz büyük be Gazi Kemal’im, hem de çok büyük...Bu ayıp bile bize yeter mi dersin Sarı saçlım?..

İki poşet makarnaya, elde kalmış kurtlu mercimeğe, pirince, beş on torba kömüre oyunu satanlar var bu ülkede, neylersin… Ülkemiz hiç de iyiye gitmiyor be Gazi Paşam, inan gitmiyor!

 Fırsat kollayıp ortamını buldular ya, içlerindeki 90 yıllık kini kusuyorlar bugün. Kimden cesaret alıyor, kimlere güveniyorlarsa, öyle de cesur davranıyorlar ki bu son yıllarda. Bilmiyorum bu düşmanlığın gerçek nedeni ne? Şehit kanlarıyla kurduğun Cumhuriyete ve onun vazgeçilemez değerlerine nasıl da kıyıyorlar bir görebilsen Mustafa’m! Ülkesine nasıl düşman olabilir bir insan, böylesine acımasızca kıyar, aklım almıyor! “Dindar ve kindar” bir gençlik yetiştirmekten söz edenler, kanla kurduğun Cumhuriyet’imizi, kinle yönetmeye kalkışıyorlar! “Toplum” dersen, duyarsız ve tepkisiz, bir garip akıl tutulması içinde herkes, bu nasıl şey böyle!?..

Biz bu demokrasiyi beceremedik be Mustafa’m, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. “Toplumun kültürel yapısı belli bir düzeye ulaşmadan demokrasiye geçmenin sakıncalı olduğu düşüncesindeyim” desem, bencillik ederek fazla mı ileri gitmiş olurum sizce de?..

***

 Yeni bir güneş olup Samsun’dan mı doğarsın… Amasya’dan, Erzurum’dan, Sivas’tan Ankara’ya ulaşır, oradan Kocatepe’ye sürüp atını: “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” deyip yine İzmir’den mi çıkarsın… Gel artık be sarı saçlı mavi gözlüm, çık da gel!..

Son seçimden, nasıl olduysa yüzde elli başarıyla çıktıklarını iddia eden bir güruh, bu yeni dönemdeki çalışmalarına Anayasayı tümden değiştirme kararıyla ha bire toplanıp duruyorlar. Önce, trilyonlar harcayıp “halk oylaması” yaptılar, yetmedi… Akıllarındaki rejime ulaşabilmek için yeterli olmadı o değişiklikler... Anayasayı, “değiştirilmesi teklif bile edilemez” hükmüne karşın, o başlangıç maddelerini de kapsayacak şekilde tümden değiştirmenin yollarını arıyorlar bugünlerde.

“Yetmez ama evet” diyenler, daha kınalarını yakamadan bir yerlerine, yeni bir hamleyle geri dönülmez bir yolun çıkmaz sokağına doğru yol alırken hâlâ şehitlerin acı haberi gelmeye devam ediyor Güneydoğu’dan. Yurdumun gencecik fidanları üçer beşer toprağa düşerken, utanıp sıkılmadan kelle hesabı yapıyor birileri.Çocuk katiline de “sayın” diyor, ne menem şey bu böyle Gazi kemal?..

Beklenmedik bir anda depremle yıkıldı güzelim Van ilimiz. Gaf üstüne gaf yapan yönetim, ülkemizin bu en acı gününde halkımızın nasıl birlik içinde hareket ettiğinin şaşkınlığı içindeyken, evleri yıkılan depremzede vatandaşlarımız yazlık çadırlarda geçirdi karlı kışın ayazını. Depremin öldüremediği bebeleri, tutuşup yanan çadır yangınları kül etti, yine utanmadan nutuk çektiler. Ama Suriye’den kaçıp gelen sığınmacılara kucak açarak onlara anında konteynırlar kurdular rahat etmeleri için. Üstelik halkın parasından maaş bağladılar zora girince vatanında kaçıp başka ülkelere sığınan o insanlara Bu nasıl bir yurtseverlik,hakseverlik,adalet ve insanlık anlayışıdır, anlayamadık!..

***

“İzindeyiz” dedik yıllarca. Yolunda yürümeye söz verdik. Ama bu yol hangi yol ve bu ‘iz’den nasıl gidilir, bilemedik Atam. Attığın adımlardaki ayak izlerine basa basa hep geriye saydığımız adımlarımızla izinde olduğumuzu sandık. Geriye atılan her adım, senden biraz daha uzaklaştırdı bizi. Bu aymazlıkla geldik işte bugünlere.  

Daha düne kadar meydanlarda “hem laik, hem Müslüman olunmaaaz, ya Müslüman olacaksın, ya laik!..” diye haykıran bir parlamenter padişah, gitti Mısır’da laiklik dersi vermeye kalktı, ama başta Araplar olmak  kimse yemedi o palavradan pilavı.

 Bir yasa çıkarmadan önce “Ulemaya soralım” derken de akıllarından bir türlü çıkaramadıkları gerçek niyetleri iyice su yüzüne çıktı bu son günlerde. Ulusal Egemenlik Bayramında Anıtkabir’de olması gerekirken Başbakan o saatte bir alış veriş merkezinin açılış töreninde “ya Allah ya bismillah” dualarıyla kırmızı kurdele kesiyordu. Ne Cumhurun başı, ne de ordunun çok Özel paşası vardı bugün Anıtkabir’de. Türkiye tarihinde bir ilkti bu garip olay... Bu nasıl şey böyle Gazi Paşam, anlayamadık!

***

“En büyük eserim” dediğin Cumhuriyetimizin 88. Yılında, bir bahane uydurarak kutlamayı yasaklamalarına karşın, padişah fermanı vız geldi halkımıza. Gündüz ayrı, gece ayrı sokaklara dökülerek Cumhuriyetimize sahip çıktı halkımız. Böylesi bir tepkisel olay ilk kez yaşandı inan!..Bu da sana verebileceğim en güzel haberdi, müjdeler olsum…

Bu yılki “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nda nedense seslerini çıkarmaya cesaret edemediler. Kimiler “bu belki son bayram olabilir…” kuşkusu içinde olsa da “her şey o kadar ucuz değil, o nedenle umutsuzluğa da karamsarlığa da yer yok, benim bu güzel ülkemde.”diyebilmeyi ne çok isterdim.

 Çocuklarımıza yapabilecekleri en büyük kötülüğü, zaten yaptılar geçtiğimiz günlerde. Daha ne yapacaklardı ki… Deneme tahtasına çevirdikleri eğitimimizde, ülkemizin geleceğini karartıyorlar ve nasıl bir toplum ki kimsenin gıkı çıkmıyor, bu nasıl bir şey böyle!..  “Bayram gibi bayramlar” kutlayacağımız daha güzel günler, umarım yakındır Gazi Kemal’im, umarım yakındır… 

Çıkardıkları “Dört dörtlük” rezaletin ardından Üniversite giriş sınavında elli bin çocuğumuzun sıfır çekmesi ne utanılacak bir durum. Eğitimin içeriğiyle uğraşmak yerine, şekliyle uğraşmanın ne menem bir şey olduğunu umarım anlamışlardır. Kim bilir belki de sırf bu yüzden pek müdahale etmediler bu bayrama.  Bakalım önümüzdeki 19 Mayıs’ta,30 Ağustos’ta, 29 Ekim ve arkasından gelen“10 Kasım’da nasıl bir oyun düşünecekler, yoksa bu kutlayabileceğimiz bu son bayram mıydı, doğrusu merak içindeyiz!..

***

Hâl böyleyken Mustafa Kemal’im; yıllardır yanıp tutuştuğumuz o, AB’ye girebilmemiz için; önce senden vazgeçmemiz gerekiyormuş bilesin... Resimlerini duvarlardan, heykellerini parklardan kaldırmalıymışız, haberin olsun? İçin rahat olsun, hevesleri kursaklarında kalacak emperyalistlerin. Zira onlara iki çift sözüm olacak sana yazdığım bu mektubun sonunda…

“Hadi oradan haddini bilmez, densiz, iki yüzlü riyakârlar!.. Siz kim oluyorsunuz da bize; “Atatürk’ün modası geçti, vazgeçin bu sevdadan” diyebiliyorsunuz. Nereler den alıyorsunuz bu emirler ve kimle yüreklendiriyor sizleri böyle?  97 yıl önce Gelibolu’da yediğiniz şamarı, İzmir limanında yüzmeyi öğrendiğiniz günleri ne çabuk unuttunuz da şimdi de kalkmış, 90 yıl sonra Lozan’ın intikamını almak için diretiyor, kin kusuyorsunuz.

Kalıcı bir dövme gibi yüreğimize kazınmış bu “Atatürk sevgisini” içimizden silmeye; resimlerini duvarlardan, heykellerini meydanlardan kaldırmaya, ne Okyanus ötesindeki o çok güvendiğiniz ağababalarınızın, ne de Avrupa yakasındaki yalakaların gücü yetmez, bu böyle biline!..

Bilmiyor, anlamıyor muyuz çevirdiğiniz dolapları, oynadığınız oyunları… Ah ahh! Biz biliyoruz da asıl bilmesi gerekenler gaflet, dalalet ve ihanet içindeler… Bilmezden, görmezden geliyorlar her şeyi. Bir de yalaka, yandaş, çıkarcı medya takımı var asıl bu ihanetin içinde... Hani şu Ali Kemal’in soyundan gelenler, günümüzün yüz ellilikleri… Gün gelecek, devran dönecek, ülkesine ve halkına zulmedenler elbet bir gün yaptıklarının hesabını vereceklerdir.

***

Bir nehir hep denize doğru akar. Suların tersine aktığı görülmemiştir. Bilim ve sanatın yolu da yönü de hep ileriye doğrudur. Sanat ve sanatçı, doğası gereği aykırıdır, muhaliftir. Gücü eleştirisindedir sanatın, sanatçının. Sen onları yönlendiremezsin.

Akılları sıra, kendilerine göre sanata kılıf biçmeye çalışanlar, bunu bilmeyecek kadar cahil değillerse eğer, gaflet içindedirler. Ülkemin sanatçıları bunun için ayaktadır bugün.

 “Bu denli cehalet ancak eğitimle mi mümkün olabiliyor acaba?..” diye de sormadan edemiyor insan. Ama ne yazık ki bu da benim ülkemin bir gerçeği...

Tarih, günü geldiğinde elbette yargılayıp hükmünü verecektir.”Derlenip dürülmesin bayraklar, gün hesap günüdür”  demişti ya 60’lı yılların Koca Ozanı… Bu söz boşuna söylenmedi dostlar, söylenmedi…

***

Işıklar yağsın üstüne Mustafa Kemal’im! Ellerinden öperim!..                                                                      

                                                                                     23 Nisan 2012-Karşıyaka /İzmir

ismetbaytak@hotmail.com

bergamaturkey@yahoo.com

kuzeyege@yahoo.com


GÜLELİM


  POLİTİKA KAZANI

 
 


 

HER GÜN GÜNCELLENİR